Sicko Belgeseli ve Türkiye
Michael Moore çok ciddi konuları detaylarıyla ilgi çekici şekilde üstelik ciddi çözüm önerileri sunarak işleyen bir film yönetmeni. Bildiğim son belgesel filmi “sicko”‘da da aynı tavrını korumuş.

Amerikan sağlık sistemi, sağlığın devlet güvencesi değil özel sektör güvencesi altında tutulduğu bir sistem. Tıpkı bizde bilmem ne sigorta varya işte onlarda da filmde adını duyacağınız pek çok sigorta şirketi var. Aslında benzetim ters olmalıydı. Yani onlardaki özel sistem bizde yavaş yavaş olmaya başlıyor.
Yıllardır küçük amerika olmaya çalışıp dururuz. Avrupa birliğine girelim, eurovizyon kazanalım diye yırtınırız. Aslında işin özünde belkide osmanlının son dönemlerinde yakalandığı hastalık yatıyor olabilir. Yabancı hayranlığı hastalığı. Peki sağlık sektöründe ( aslında ne acı bir niteleme değil mi sağlık sektör olmuş artık ) olmaya çalıştığımız küçük amerikada sigorta durumları nasıl hiç düşündünüz mü ?
Aslında bana ne diyebilirsiniz. Ama durum pekte öyle değil. Ekonomik sistemini model aldığımız ülkelerin diğer sistemlerinide ister istemez model almak zorundayız. Yani bir gün gelecek ki o gün yaklaştı mı yaklaştı, işte o gün sağlık sistemimiz amerikan sağlık sistemine çok benzeyecek. Herkes parası kadar sağlıklı, parası kadar bilgili ya da parası kadar güvende olacak.
Şimdi SSK ve diğer pek çok devlet kurumunun verimsiz olduğu ileri sürülerek hepsi SGK adı altında ülkemizde birleştiriliyor. Özel hastanelere ise bu sigortalılara birazcık ücret alarak sağlık hizmeti verme şansı tanınıyor. Yani yarı özel bir sağlık sistemine geçildi artık.
SSK vb. kurumların iptali için haklı gibi görünen pek çok gerekçe söylenebilir. Kontrolü imkansız, dolandırıcılar çok fazla, doktorlar zaten ameliyatlarda bıçak parası alıyor vs. gibi. Peki ne oluyorda acaba bu devlet güvencesi birden bire bozuk saat oluyor ? Durduk yere mi acaba ? Yoksa işin içinde işler mi var.
Resme daha geri gidip bakmak gerekiyor. Hatta resmin arkasını çevirip bakmak gerekiyor. Ve bakınca görülüyor ki çok değil 30 sene sonra eğer DNA testinize göre sağlıklı değilseniz ne sigorta yaptırabileceksiniz ne de sigorta yaptırabileceğiniz bir işe girebileceksiniz. İş başvurunuzun red mektubunda “Hiç kusura bakmayın, 35 yaşından sonra kalp rahatsızlığı geçirme ihtimaliniz çok yüksek” dediklerinde nasıl bir umutsuzluğa kapılacaksınız ? Tabi sizin için değil çocuğunuz için olacak belkide bu durum. Daha da kötüsü elinizden çocuğunuz için birşey gelmediğinde ne düşüneceksiniz ? Durum çok vahim görünüyor.
İşte bugün bence gittikçe özelleşen ve sonrasında gittikçe acımasızlaşacak bu sağlık sistemi derhal sıkı tedbirlerle güvence altına alınmazsa tıpkı amerikada olduğu gibi her yıl 18 bin kişi sağlık sigortası olmadığı için ölecek. Hayatına yarım yamalak devam etmek zorunda kalanların sayısını düşünün bir de.
Moore filminde sigortası şirketçe silinmiş, iptal edilmiş, geçersiz bulunmuş hastaları sağlık sisteminin daha iyi olduğu Guantanamo üssüne götürmek istiyor. Ama tabi 11 eylül itfayecileri olan bu adamları devlet hapishanesinde bile tedavi etmiyor.
Hazı gelmişken Küba’ya bi uğrayalım diyen Moore her sokakta bir eczane ve hastane ile karşılaşıyor. Üstelik Küba’da 5 cent olan ilaç amerikada 120 $. Hem de tıpa tıp aynı ilaç.
Bugün Türkiye’de de birşeyler yapılmazsa bir gün grip olduğumuzda almak istediğimiz antibiyotik maaşımızın yarısı olacak. O zaman işte aklımız başımıza gelir sanırım.









